Dünlük

Temmuz 17, 2007

Teknolojiyi Kullanmak

Kategori: e-Öğrenme — tolgaozdemir @ 6:32 pm

Üniversitede ders aldığım hocalarımdan biriyle aramda bir sohbet geçmişti. Kendisi teknolojinin eğitime ve onun ders verirken konuyu bize aktarmakta kullandığı tekniklere nasıl zarar verdiğinden bahsediyordu bana (tabii benim okuduğum bölümün uzaktan eğitim ile olan ilişkisinden habersizce). PowerPoint’ten nefret ettiğini söylüyordu. Ona göre hazırladığı slaytlar öğrencilere sinema izler gibi bir ders geçirmelerini sağlıyor, öğrenciler ders esnasında keyifle ve dikkatle dersi izlese bile sınav zamanı geldiğinde gerçekle yüzleşmek zorunda kalıyorlardı: başarısızlıkla.

Aslında burada zavallı PowerPoint’in suçu neredeyse hiç yok; asıl problem PowerPoint gibi güçlü teknolojileri gerektirdiği gibi kullanamayışımız. Mesela kaçımız basit bir power point ekranında anlatacağımız şeylerin tümünü bir ekrana yazmak yerine küçük bir özetini oraya yazmamız gerektiğinden; hatta yazacaklarımızın da 15 kelimeyi geçmeyecek şekilde ayarlamamız gerektiğinden haberdar? Bu program, bizim sunum metnimizi tamamen sunacağımız bir araç değil, bizim fikirlerimiz ve sunumumuzu aktaracağımız bir yardımcı olmalıdır.

Hocam, PowerPoint kullanırdı. Evet, ama yukarıda bahsettiğim kavramlardan habersizdi şüphesiz. Bazı durumlarda hesap ve grafik çizmeyi gerektiren “ekonomi” gibi bir dersti üstelik verdiği ders. Arz-Talep denklemlerini fotoğraf şeklinde sunar bunların adım adım çizilmelerini bilgisayar yardımıyla yapılamayacağını söylerdi. Ben de gülerdim. Gülerdim çünkü, PowerPoint’in animasyon özelliğinden ve bu sayede bize tahtada beyaz tebeşirle beceremeyeceği kadar kesinlikle bu kavramları aktarabileceğini düşünürdüm.

Buraya kadar anlatmak istediğim, sadece teknolojiyi gerektiği gibi kullanamadığımızda suçu yine teknolojinin üzerine atmamızın anlamsızlığıdır. Sakın başka bir şey anlamayın. Aynı durum değişik şekillerde e-learning projeleri sırasında da kulağımıza geliyor. Tam da yeri gelmişken sizlere çok enteresan geleceğini düşündüğüm bir örneği daha anlatmak istiyorum. Bir büyük bankamız, e-learning kavramının yeni yeni ortaya çıktığı dönemlerde, bu işin faydalı olduğunu öğrenmiş ve uygulamaya geçirmek için bir takım çalışmalar yapmış. Nihayetinde bir firma ile anlaşmışlar ve ilk uzaktan eğitim derslerini personelin kullanımına açmışlar. Fakat bunu yaparken, ne kurum olarak ne de tek tek personelini bu yeni teknoloji, yani uzaktan eğitim konusunda bilinçlendirmemişler.

Sonuç ne mi olmuş? İş yükü çok olan personel, öğlen arasında dersi açarak yemek molasına gitmiş. Öğleden sonra ofise döndüğünde eğitimi tamamla düğmesine tıklayarak tekrar kendi işine dönmüş. Kuvvetle muhtemel ki burada yöneticilere, personelin bu eğitim için özel olarak ayrılmış bir zamana ihtiyaç duyacağı anlatılmamış. Yani eğitim alınmış ancak öğrenme olmamış, çünkü teknolojiyi nasıl kullanacakları ve bunun faydaları kimseye anlatılmamış. Kimse de bunu merak edip araştırmamış.

Hazırladığımız uzaktan eğitim projelerinde, başımıza buna benzer bir olayın hiç gelmemesi dileğiyle, iyi çalışmalar.

Temmuz 12, 2007

Bir e-öğrenme e-eğitimi

Kategori: e-Öğrenme — tolgaozdemir @ 7:44 pm

Biraz, e-öğrenme kavramı hakkında bilgi edinmek isterseniz bir bakmakta fayda var.

Link: Eğitimi başlat

Temmuz 8, 2007

SCORM neleri tanımlamaz

Kategori: e-Learning, e-Öğrenme — tolgaozdemir @ 7:22 pm

İçerik tasarımını nasıl yapacağınızı

SCORM içerik tasarımı konusunda bir bilgi içermez. Bulabileceğiniz çoğu SCORM örneği programlama şeklinde üretilmiş kısıtlı içeriklerdir. Bunun nedeni SCORM ile bu pedagoji içeren bir ders üretilememesi değil sadece hayal gücü eksikliğidir.

Arayüzü nasıl hazırlayacağımızı

SCORM, SCO ’lar arasında belirli gezinti ve ilişki modellerini tanımlamak dışında. Arayüzle ilgili bir tanımlama yapmaz.

Gözlem verileri ile neler yapacağımızı

SCORM, SCO çalışırken kullanılan datalar ile neler yapılacağı konusunda bir bilgi ve tanım içermez.

SCO ve diğer içerik nesneleri hakkında detayları

SCORM, SCO ve diğer içerikler hakkında detaylı bir bilgi içermez.

İlişkili yazı: Scorm Neleri Tanımlar

Temmuz 5, 2007

İşbirlikli Öğrenme – 2

Kategori: e-Öğrenme — tolgaozdemir @ 8:00 pm

Geçenlerde işbirlikçi öğrenme(doğru terminoloji ile işbirlikli öğrenme) hakkında daha detaylı yazacağımdan bahsetmiştim. Sonunda bir fırsatını buldum. Bu yazımda işbirlikli öğrenme’nin tekrar bir tanımını yapmak ve uygulanabilecek stratejiler üzerinde durmak istiyorum.

İşbirlikli öğrenme‘nin öğrencilerin ve öğretmenlerin bir konu hakkında kafa yorarak sonuçlar çıkarmaları veya birbirlerine yardım ederek öğrenmeleri anlamına geldiğinden geçen notumda bahsetmiştim. İşbirlikçi öğrenme modelinde öğrencilerin kendi başarıları kadar, gruplarında yer alan arkadaşlarının başarısı da önemlidir. Kişisel çalışmalardan ziyade grup çalışması ön plana çıkartılır. İşbirlikli öğrenme, öğretmen merkezli değil, öğrenci merkezlidir [1]. Öğretmen bu modelde daha çok bir koç gibi öğrencilerin aktivitelerden en iyi verimi almasını sağlar. Grup içinde çalışmanın ayrıca öğrencilerin motivasyonuna da olumlu etkisi vardır [1].

İşbirlikli öğrenme, öğrencilerin birbirleriyle rekabet etmeleri yerine birlikte çalışmaları temeline dayandığı için klasik öğrenme modellerinden ayrılır [2]. Bu yaklaşımda artık öğrenciler bir takımdır ve birbirlerinin başarılarından da sorumludurlar. Bu nedenle, bize klasik yöntemle yapılan eğitimden daha faydalı sonuçlar vermektedir.

İşbirlikli öğrenme sınıf içi sistem içerisinde uygulanacağı gibi online eğitimlerde de kullanılabilir. Teknolojinin olanaklarından faydalanarak kimi durumlarda daha avantajlı öğrenme ortamları yaratabiliriz. Online işbirlikli eğitimlerde bir sınıf kısıtlı sayıda öğrenciden oluşmalıdır. Her ne kadar yüz yüze eğitimdeki öğrenci sayısının 10-15 katı kadar öğrenciye ulaşabilsek bile, iyi performans alabilmek için öğrenci sayısında bir sınırlamaya gitmek gerekmektedir[1]. Bu durum özellikle ders yazılımı şeklinde yapılan online eğitimler düşünüldüğünde daha pahalı bir uzaktan eğitim modelini ortaya koymaktadır.

İşbirlikçi öğrenmenin en önemli noktalarından biri etkin grup yapısını sağlamaktır. Online işbirlikli öğrenme için konuşursak, uygun yazılımı sağlamak tek başına derse etkili bir işbirliği modeli getirmeden işe yaramayacaktır. Öğrenme sosyal bir olaydır ve etkili grup aktiviteleri ile desteklenerek etkileşim sağlanıp başarılı bir eğitim tecrübesi yaratılabilir.

Bu model kullanılırken uygulanabilecek bazı yöntemlerden söz etmek gerekirse:

  • Sunumlar
  • Tartışmalar
  • Grup projeleri
  • Simülasyonlar
  • Grup çalışmalı metin yazma

gibi aktiviteler etkili olabilir. Burada amaç ortak bir grup amacı belirlemeyi sağlayacak uygun aktiviteyi bulmaktır. Grup hedefi ve ödül, bu model için bir motivasyon kaynağı olabilir.

İyi bir grup aktivitesi ve işbirliği yaratmak için ayrıca bir takım noktalara da dikkat etmek zorundayız. Böyle bir çalışmaya başlamadan önce öğrencilere çalışma gruplarının faydasını anlatmak onlarında katılımını sağlayabilir. Çalışma gruplarının işleyişi hakkında bilgi vermek öğrencilerin ders içerisinde güvenlerini sağlayacaktır. Bunun yanında işbirliğine katılımı cazip hale getirmek de önemlidir. Ekstra puanlar veya benzeri ödüllerle öğrencileri katılım yapmaya teşvik etmeliyiz. Etkili bir işbirlikli öğrenme ortamı için grup hedefleri ve ödüller belirlenmelidir [3]. Yukarıda da belirttiğim gibi bu aktiviteleri çok geniş gruplara yapmak faydayı azaltabilir, bu sebeple katılım gruplarını çok kalabalık tutmamak en akıllıcası olacaktır. Son olarak, grupların etkili çalışmaları için grup toplantıları düzenlemeyi teşvik edin.

İşbirliği her zaman düzenli şekilde sağlanacak bir şey değildir. Bu süreç içerisinde bir takım zorluklarda çıkabilir. Mesela, öğrenciler başarısız öğrencileri gruplarında taşımak istemezler. “Bu ders için ben çalışacağım, benden az bilenler benim sırtımdan not kazanıp geçecek. Bunu istemiyorum.” diyebilirler. Bunu önleyip motivasyonu düşen bu öğrencileri derse çekmelisiniz. Bir diğer grup ise ” arkadaşlarımdan öğreneceksem neden okula geleyim” diyebilir. Her iki durumda da öğrenciler grup çalışmasının faydası konusunda bilgilendirilmeye ihtiyaç duyarlar. İşbirliği grup çalışması gerektirir, kimi öğrenciler grup içerisinde kendisini pek gösteremez. Bir koç olarak bu öğrencileri bulmak ve onları cesaretlendirerek paylaşım yapmaya teşvik etmek de öğretmenin önemli görevlerinden biridir. Son olarak da grup çalışmasına katılan öğrencilerde belirecek “tüm konuları bilmeme gerek yok, grubumda bir kişi bilse yeterlidir.” tezini yok edip öğrencileri tüm konulara katılmaya ve yorum yapmalarını sağlamalıyız. Uygun tetikleyici sorular ve alıştırmalar burada çok işe yarayabilir. Ek ödevler ve ekstra ders materyalleri sayesinde öğrencileri diğer konular için de aktif tutabiliriz.

Kaynakça:

[1]. Hiltz S Roxanne, Collaborative Learning in Asynchronous Learning Networks: Building Learning Communities, November 1998
[2]. Educational Broadcasting. (2007). How do cooperative and collaborative learning differ from the traditional approach? 7, 3, 2007 http://www.thirteen.org/edonline/concept2class/coopcollab/index_sub1.html
[3]. Slavin, R. E. (1989). Research on cooperative learning: An international perspective. Scandinavian Journal of Educational Research

Temmuz 4, 2007

Tutorom Öğrenme Topluluğu

Kategori: e-Öğrenme — tolgaozdemir @ 8:09 am

tutorom.com

Tutorom, henüz beta aşamasında olan ilginç bir WEB 2.0 projesi. Öğrenci ve öğretmenleri bir araya getiren bir e-community sitesi. Bizlere çok güzel bir açık e-öğrenme platformu sunuyor.

İsteyen herkes tutorom.com üzerinden ders açabiliyor. Eklediği dersler, siteye üye diğer kullanıcılar tarafından takip edilebiliyor. Derslerin bir oylama sistemi ile puanlanması daha kaliteli olan içeriğe ulaşmada kolaylık sağlıyor. Ders ekleyen kullanıcıların, yayınladıkları derslerden para kazanmaları da mümkün.

tutorom.com, değişik formatta içeriği de yayınlayabileceğiniz bir platform. Dersleri ister text, ister video veya başka formatlarda yayınlayabiliyorsunuz.

adress: http://www.tutorom.com

Temmuz 3, 2007

Collaborative Learning – İşbirlikçi Öğrenme

Kategori: e-Öğrenme — tolgaozdemir @ 7:19 pm

Bu akşam bir şeyler yazmak istemiyordum ama bir arkadaşımın collaborative learning (ben ‘işbirlikçi öğrenme’ olarak çevireceğim) hakkında bana söylediklerinden sonra dünlüğe başlangıç olarak bu kavramı tanıtmaya çalışan bir not göndermek istedim. Konu ile ilgili yapacağım daha detaylı araştırmadan önce işbirlikçi öğrenmenin ne olduğunu anlatan bir yazı yazmak istedim.

İşbirlikçi öğrenme, öğrencilerin ve öğretmenlerin bir konu hakkında kafa yorarak sonuçlar çıkarmaları veya daha özet bir ifade ile birbirlerine yardım ederek öğrenmeleri anlamına gelir. İşbirlikçi öğrenme modelinde öğrencilerin kendi başarıları kadar, gruplarında yer alan arkadaşlarının başarısı da önemlidir. Oluşturulacak eğitim stratejisi bunu garanti etmek üzerine kurulur. Böylece, bir öğrencinin başarısı diğer öğrencinin başarılı olmasına yardımcı olur [1].

Yapılan araştırmalara göre öğrencilerin grup içinde gelişmeleri, kişisel olarak sağlayacakları gelişimlerinden çok daha fazladır [2]. Bu fikrin yani işbirlikçi öğrenmenin savunucuları, bilginin öğrenci zekasının aktif bir ürünü olarak bu şekilde oluşturulmasıyla öğrenmenin daha verimli ve kalıcı olduğunu öne sürmektedirler. Hedeflenen entelektüel gelişme sağlandığı taktirde işbirlikçi öğrenme modeli, gruplar ya da takımlar hallinde çalışılan şirketlerde bu çeşit bir öğrenme ortamı oldukça verimli sonuçlar doğurabilir.

Kendi kişisel tecrubelerimden yola çıkarak söyleyebilirim ki bu modelde öğrenmek, entellektüel tarışma kalitesi yakalandığında oldukça zevkli ve etkili bir öğrenme ortamı sunmaktadır. Üniversitedeyken sınıf içi derslerimizin yanında yaptığımız online forum tartışmaları, haftalık başlıkların öğrenciler tarafından serbestçe tartışılması, çok etkili olmaktaydı. Burada, öğretmenin kendi rolünü iyi algılayıp tartışmanın şeklini verecek tetikleyici adımları atması çok önemliydi. Neyse lafı fazla uzatmıyorum ki daha detaylı bir yazıya yazacak birşeyler kalsın. Özetle, işbirliği yaparak – hele teknoloji yardımıyla – oldukça güzel öğrenirsiniz, öğretirsiniz.

Biz öyle yaptık. Hoş da oldu. Hem, bu ders de tam bir e-öğrenme tecrubesiydi ama hiç ‘animasyonu’ yoktu.

Kaynakça:

1. Gokhale, Anuradha A. (1995). Journal of Technology Education: Collaborative Learning Enhances Critical Thinking: Vol. 7 No.1, Fall 1995
2. Vygotsky, L. (1978). Mind in society: The development of higher psychological processes. Cambridge: Harvard University Press.

Temmuz 2, 2007

SCORM neleri tanımlar?

Kategori: e-Öğrenme — tolgaozdemir @ 5:18 pm

SCORM, Shareable Content Object Referans Model (Paylaşılabilir İçerik Nesne Referans Modeli) sözünün kısaltmasıyla oluşur ve içeriklerin çalışması için bir iskelet oluşturur.

Bir SCORM nesnesi şu tanımlara sahip olmalıdır:

Kalıcılık (Durability): İçerik, maliyetini karşılayabilmesi için tutarlı olduğu sürece kalıcı olmalıdır.

Taşınabilirlik (Protability): İçerik bir sistemden başka bir SCORM destekli sisteme taşına bilmelidir.

Tekrar Kullanılabilirlik (Reusablity): İçerik tekrar tekrar kullanılabilir olmalıdır. Modüller farklı şekillerde düzenlenebilir olmalıdır.

Çok yüzlülük (Interoperablity): İçerik bir sistemden başka bir sisteme taşındığında da çalışıyor olmalı.

Erişilebilirlik (Accessiblity): İçerik, içerik kütüphanesinden erişilebilir olmalıdır. Bu da belirli metadataların içerik paketine eklenme zorunluluğunu getirir.

Temmuz 1, 2007

Konu Uzmanını Yönetmek

Kategori: e-Öğrenme — tolgaozdemir @ 9:00 am

İşimizin belki de en zor ama en zevkli yanı konu uzmanları ile yaptığımız çalışmalardır. Çeşitli sebeplerden ötürü, ben işimin bu kısmını zevkli buluyorum. Yeni insanlarla tanışmak, farklı iş tecrübeleri öğrenmek bana çoğu kez eğlenceli gelmiştir; ancak, bu herkes için böyle olmaya bilir.

Konu uzmanları ile çalışmak ciddi anlamda iletişim becerisi ve liderlik gerektirir. Çoğu zaman, karşınızda yıllarını anlatmakta olduğu işe vermiş bir uzman bulursunuz bulmasına ama almak istediğiniz bilgiyi almak sandığınızdan da zor olabilir. Konu uzmanı, bildiklerini bazen size anlatmak istemez, bazen nasıl anlatacağını bilemez, bazen de bir anlatır ki durduramazsınız. Ben bu yazımda biraz bunlardan bahsedeceğim ve bu süreci nasıl lehimize çevirebileceğimizden kendimce geliştirdiğim yöntemleri örnek göstererek anlatmaya çalışacağım, umarım sıkılmadan okuyacağınız bir makale olur.

İlk paragrafta da dediğim gibi ben konu uzmanları ile çalışmaktan çok memnun oluyorum. Belgesel izler gibi, bir film setindeki aktör gibi hissetmemi sağlıyorlar bana. Kimi zaman kendimi bir mühendis, bazen bir bankacı, bazen bir üniversite hocası olarak kaç meslekte bulabilirim sizce? Tüm bu duyguları bana hissettiren benim hayal gücüm olduğu kadar konu uzmanı dostlarımın işlerine gösterdikleri tutku ve bunu bana bilgi aktarımı sırasında geçirmeleridir.

Bu duyguları hissetmek güzeldir ama bir konu uzmanını tek başına bırakırsanız size ileride sorun çıkaracak bir yaramaz çocuk gibi davranırlar. Her gördüklerini, her duyduklarını isterler. Peki bunlarla nasıl başa çıkacaksınız? Onu da yazının devamında anlatıyor olacağım.

Öncelikle, içerik çalışması sırasında, konu uzmanını gerçekten dinleyin ve bunu ona belli edin. Bunu belli etmeniz onunda hoşuna gidecektir. Ona sorular sorun ve cevabını dikkatle dinleyin. Konu anlatımlarının kontrolü sizde olsun ve aralarda belirli şeyler hakkında fikir sorarak havayı yumuşatmayı deneyin bu içerik alma seansınızı daha faydalı hale getirecektir. Konu uzmanı ile sürekli iletişim halinde olun, birlikte çalışma zamanınız dışında vakit geçirmeye çalışmanızda süreçten daha fazla verim almanıza yardımcı olacaktır.

Örneğin, bir projem sırasında konu uzmanı ile çok yoğun çalışıyorduk ve konu benim daha önce uzak yakın alakam olmayan bir alandaydı. Ne yapacağımı şaşırıyordum seanslar sırasında. Telefon rehberi okumak gibi bir şeydi bu aşama. Konu uzmanı arkadaşım konuyu her detayı ile anlatmak ister ve benim konuşmama müsaade etmeden her şeyi anlatırdı. Bu şekilde çalışma yaparsak fazla verim alamayacağımızı ve içinde bulunduğum durumun zorluğunu anlamıştım. İlk anda konuyu bölmek ve bilgi aktarımını biraz olsun yönetmek adına arkadaşıma işiyle ilgili bir olayın başından geçip geçmediğini sordum. Bir an için durarak düşündü ve anlatmaya başladı. Bir süre sonra ortamın rahatlığından da yararlanarak bu şekilde anlattığı bir dersin beni ne hale getirdiğinden de samimi bir şekilde bahsettim. Bu sayede, süreci biraz daha soru cevap haline çevirdim ve istediğim bilgileri daha düzenli bir şekilde almayı başardım.

Konu uzmanına ortaya çıkacak ürün hakkında bilgi vermeye çalışın ve bunu örneklerle süsleyin. Son ürün hakkında fikri olursa, size daha fazla yardım edeceğini unutmayın. e-öğrenme projelerinde çalışan bir eğitim tasarımcısı olarak “projenin kontrolünü asla kaybetme” ilkesini hiçbir zaman unutmayın. Kendinizi olabildiğince çok liderlik vasıfları ile donatın.

Samimiyet ilkesiyle söze devam etmek istiyorum. Samimiyet, sizin konu uzmanı ile kuracağınız bağın en önemli parçasıdır. Samimi olduğunuzu hissedin ve bunu karşı tarafa daima hissettirin, sizin ne kadar profesyonel olduğunuzu bilsin ama sizinle arasında bir duvar olmadığını da gösterin. Sonuçta işimiz biraz “psikoloji” biraz “polisiye sorgu” kıvamında devam edecektir. Bu oranı iyi dengeleyerek karşımıza koyulan bilgiyi olabildiğince faydalı hale çevirmeye çalışın. Tüm bu paragraf boyunca iyi olun, samimi olun dedim ama bunu asla samimi olmak için yapmayın. Yapay bir samimiyete ne sizin ne de bir konu uzmanının ihtiyacı yoktur.

Konu uzmanı ile çalışmaya başlamadan önce sizin de bir planınız olsun, toplantılarda ne yapacağınızı siz bilmiyorsanız kimse bilemez. Bir liste yapıp bunu takip edin. Mümkünse anlatılanları video veya ses kayıt cihazı ile kaydedin. Not almak veya bilgisayara geçmek bazen işinizi görmeyebilir.

Özetle, konu uzmanları ile çalışmak zevklidir ama onların teknoloji bilmek zorunda olmadıklarını unutmayın. Teknolojiye uzak olabilecek bu insanlarla teknoloji ile bir şeyler gerçekleştirdiğinizi ve bunun zorlularını bilerek, yukarıda anlattıklarıma da uyarak çalışmalarınız yürütün.

 

E-Kitap yaklaşımlı E-Öğrenme Üzerine Bir Deneme

Kategori: e-Öğrenme — tolgaozdemir @ 9:00 am

E-öğrenme dersleri hakkında yapılacak en kesin ve eski yorum bu tür derslerin sadece sayfaların dijital formata aktarılmışı olduğudur. Bir yerde doğru bir tespittir bu. Benim de tecrübe ettiğim birçok içerik bu şekilde hazırlanmıştır ve yine birçoğu böyle hazırlanmaya devam edecek gibi görülüyor. Bu tarz eğitimlerde öğrencilerin fonksiyonunun bu nedenle e-okuma olarak adlandırılması da pek şaşırtıcı olmasa gerek (Maish Nichani, 2002).

Birçok e-öğrenme karşıtının en temel dayanağı sayfalar dolusu bilgiyi tek başlarına ekrandan okumak zorunda olmalarıdır. Bu kimseler pek haksızda sayılmazlar, geleneksel eğitimle rahatlıkla edinecek bilgiyi kitaptan farkı olmayan bir modelle öğrenmek pek de mantıklı gözükmüyor. E-öğrenme, etkileşim olmadan kitaptan kesinlikle farksızdır. Günümüzde üretilmiş e-öğrenme içeriğinin %98 mevcut bir sınıf veya kitap üzerinden üretilmeye çalışılmıştır (Elliott Masie,2001). Peki ya etkileşimden anladığımız nedir? Sadece iki tık, bir click mi? Bence siz de böyle düşünüyorsanız bu makalenin size bir faydası olmaz.

Etkileşim sadece ekranda gördüğünüz düğmeye yapılan bir tık ve bu tıka karşı önceden planlanmış bir cevap değildir. Öğrenme olgusunun içinde insan olduğu sürece e-öğrenme içinde de insan fonksiyonunu göz ardı edemeyiz. Etkileşim diye adlandırdığımız bu kavramda bir yerde insanların etkileşimidir. Ders içerisinde öğrencilere soracağımız sorular ise ikinci planda düşüneceğiniz etkileşim modeli olmalıdır.

Derslerin bir şekilde kitap modeline dayanmasının en önemli nedeni içinde olduğumuz gelişim süreci olabilir. Her yeni icat ve gelişme kendisinden önceki modeli taklit eder, bu gelişmenin masumane kuralıdır. Mesela at arabalarından sonra icat edilen ilk binek otomobili atsız at arabası olarak adlandırılmıştır. Bunun gibi her yeni gelişme bir öncekini silmez aksine onun mirası üzerine inşa edilir. Belki de bu yüzden günümüz e-öğrenme sistemleri de eski modeli yani sınıf ve kitap modelini içinde barındırmaktadır.

Aslında bu modeli kullanmanın altında sadece önceki teknolojiyi taklit etme nedeni yok; ayrıca müşteri ve e-öğrenme firmalarının yaklaşımı da önemli. Hızlı içerik üretme sevdası bazı kavramların ve bir miktar kalitenin para kazanma uğruna feda edilmesi anlamına geliyor ne yazık ki.

Bir çok müşteri içerik üretmekten söz ederken, eğitimin sonucu ile ilgilenip hangi performans değerini arttırmak istediklerini belirlemekten uzak şekilde davranıyorlar (Maish Nichani, 2003). Çoğu kez eğitim amaçlı bir iş yaptıklarını unutup, metin yazmak ve içerik üretmekten bahsediyorlar ve bunu olabildiğince hızlı istiyorlar. Bu yaklaşımla yola çıkıldığında ise bir çok kez yapılan hataya düşülüyor ve “daha çok içerik daha iyidir” deniliyor oysa ki burada “yeterli içerik yeterdir” daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Öğrenme ilkeleri yer almayan bir eğitimden, eğitim niteliği bakımından söz etmek yararsız olacaktır.

E-öğrenme, üzerinde konuşulması ve üretilmeden önce iyice planlanması gereken bir olgudur. Çoğu kez kitabın klonlanması olarak görülen bu yeni öğrenme aracı aslında öğretmenin kopyalanması veya asistan öğretmen yaratma çabası içinde olmak zorundadır. Teknolojiyi kullanırken, önceki tekniklerden faydalanmak olasıdır ancak zaten mevcut ve basit bir teknolojinin, kitabın, daha zor ve ulaşılması güç bir teknolojiyle verilmesi pek de e-öğrenmenin hedefleri arasında yer alıyor gibi gelmiyor. Bu noktada söylenecek en önemli son söz, e-öğrenmenin eski tip öğrenmeden alacağı en önemli kavramın performans arttırıcı bir etkinlik olmasıdır.

Kaynakça

1. Maish Nichani, Empathic Instructional Design, 2002

2. Maish Nichani & Stuart, 10 Damaging E-learning Myths, 2003

3. Elliott Masie, No More Digital Page-Turning, 2001

Bu yazı mmistanbul.com ve BilgeAdam eLearning Dergisinde yayınlanmıştır.

WordPress.com'dan blog alın.