E-öğrenme dersleri hakkında yapılacak en kesin ve eski yorum bu tür derslerin sadece sayfaların dijital formata aktarılmışı olduğudur. Bir yerde doğru bir tespittir bu. Benim de tecrübe ettiğim birçok içerik bu şekilde hazırlanmıştır ve yine birçoğu böyle hazırlanmaya devam edecek gibi görülüyor. Bu tarz eğitimlerde öğrencilerin fonksiyonunun bu nedenle e-okuma olarak adlandırılması da pek şaşırtıcı olmasa gerek (Maish Nichani, 2002).
Birçok e-öğrenme karşıtının en temel dayanağı sayfalar dolusu bilgiyi tek başlarına ekrandan okumak zorunda olmalarıdır. Bu kimseler pek haksızda sayılmazlar, geleneksel eğitimle rahatlıkla edinecek bilgiyi kitaptan farkı olmayan bir modelle öğrenmek pek de mantıklı gözükmüyor. E-öğrenme, etkileşim olmadan kitaptan kesinlikle farksızdır. Günümüzde üretilmiş e-öğrenme içeriğinin %98 mevcut bir sınıf veya kitap üzerinden üretilmeye çalışılmıştır (Elliott Masie,2001). Peki ya etkileşimden anladığımız nedir? Sadece iki tık, bir click mi? Bence siz de böyle düşünüyorsanız bu makalenin size bir faydası olmaz.
Etkileşim sadece ekranda gördüğünüz düğmeye yapılan bir tık ve bu tıka karşı önceden planlanmış bir cevap değildir. Öğrenme olgusunun içinde insan olduğu sürece e-öğrenme içinde de insan fonksiyonunu göz ardı edemeyiz. Etkileşim diye adlandırdığımız bu kavramda bir yerde insanların etkileşimidir. Ders içerisinde öğrencilere soracağımız sorular ise ikinci planda düşüneceğiniz etkileşim modeli olmalıdır.
Derslerin bir şekilde kitap modeline dayanmasının en önemli nedeni içinde olduğumuz gelişim süreci olabilir. Her yeni icat ve gelişme kendisinden önceki modeli taklit eder, bu gelişmenin masumane kuralıdır. Mesela at arabalarından sonra icat edilen ilk binek otomobili atsız at arabası olarak adlandırılmıştır. Bunun gibi her yeni gelişme bir öncekini silmez aksine onun mirası üzerine inşa edilir. Belki de bu yüzden günümüz e-öğrenme sistemleri de eski modeli yani sınıf ve kitap modelini içinde barındırmaktadır.
Aslında bu modeli kullanmanın altında sadece önceki teknolojiyi taklit etme nedeni yok; ayrıca müşteri ve e-öğrenme firmalarının yaklaşımı da önemli. Hızlı içerik üretme sevdası bazı kavramların ve bir miktar kalitenin para kazanma uğruna feda edilmesi anlamına geliyor ne yazık ki.
Bir çok müşteri içerik üretmekten söz ederken, eğitimin sonucu ile ilgilenip hangi performans değerini arttırmak istediklerini belirlemekten uzak şekilde davranıyorlar (Maish Nichani, 2003). Çoğu kez eğitim amaçlı bir iş yaptıklarını unutup, metin yazmak ve içerik üretmekten bahsediyorlar ve bunu olabildiğince hızlı istiyorlar. Bu yaklaşımla yola çıkıldığında ise bir çok kez yapılan hataya düşülüyor ve “daha çok içerik daha iyidir” deniliyor oysa ki burada “yeterli içerik yeterdir” daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Öğrenme ilkeleri yer almayan bir eğitimden, eğitim niteliği bakımından söz etmek yararsız olacaktır.
E-öğrenme, üzerinde konuşulması ve üretilmeden önce iyice planlanması gereken bir olgudur. Çoğu kez kitabın klonlanması olarak görülen bu yeni öğrenme aracı aslında öğretmenin kopyalanması veya asistan öğretmen yaratma çabası içinde olmak zorundadır. Teknolojiyi kullanırken, önceki tekniklerden faydalanmak olasıdır ancak zaten mevcut ve basit bir teknolojinin, kitabın, daha zor ve ulaşılması güç bir teknolojiyle verilmesi pek de e-öğrenmenin hedefleri arasında yer alıyor gibi gelmiyor. Bu noktada söylenecek en önemli son söz, e-öğrenmenin eski tip öğrenmeden alacağı en önemli kavramın performans arttırıcı bir etkinlik olmasıdır.
Kaynakça
1. Maish Nichani, Empathic Instructional Design, 2002
2. Maish Nichani & Stuart, 10 Damaging E-learning Myths, 2003
3. Elliott Masie, No More Digital Page-Turning, 2001
Bu yazı mmistanbul.com ve BilgeAdam eLearning Dergisinde yayınlanmıştır.