Dünlük

Temmuz 1, 2007

Kulaktan Kulağa Pazarlama 101

Kategori: Pazarlama — tolgaozdemir @ 12:15 pm

Küçüklüğünüzü hatırlayın. Öyle veya böyle kulaktan kulağa oynamışsınızdır. Bu yazımda, benzer bir kavramın pazarlama stratejisi olarak uygulamalarından bahsetmeye çalışacağım. Geçen gün bana WOMM’un (Word of mouth marketing – Kulaktan kulağa pazarlama) ne olduğunu soran bir arkadaşıma da yardımcı olmak amacıyla bu makaleyi yazmaya karar verdim. Diyelim ki sizin bir “yaşam şirketiniz” var. Pazarlama stratejisi olarak WOMM diye bir şey duydunuz, öğrenmek istiyorsunuz. İşte, bu yazı o zaman tam size göre.

Efendim, WOMM Türkçe’ye “ağızdan ağza pazarlama” olarak da çevrilebilir ben yazımda daha ziyade kulaktan kulağa terimini kullanacağım çünkü bir suni teneffüs durumu yok ortada ve bizim oyunun adı kulaktan kulağa. Basit ifadeyle “kulaktan kulağa pazarlama”, bir ürünün tanıtımının sizin değer verdiğiniz biri ya da bir şey tarafından yapılmasıdır. Hemen her yazıda bu, aile içinden biri veya bir arkadaşınız gibi örnekler verilerek anlatılmaya çalışılır. Ancak, sözüne çok değer verdiğiniz bir köşe yazarı ve güvendiğiniz bir gazete de sizde aynı etkiyi yaratabilmektedir. Kulaktan kulağa pazarlama gerçekten çok etkilidir. Öyle ki firmalar kulaktan kulağa reklama giderek daha fazla yönelmektedirler [1]. Vermek istediğiniz mesajı zaten mesaja muhatap kişilere verdirmek gerçekten çok zekice bir yaklaşım. Fakta bunu uygulamak bu satırlar kadar basit değil. Kulaktan kulağa pazarlama üç önemli özelliğe sahiptir: dürüstlük, şeffaflık ve karşılıklı iletişim[2].

Kulaktan kulağa pazarlama nasıl işler?

Özellikle son zamanlarda bu yöntemin bir çok uygulaması ülkemizde de hayata geçmiş durumda. Hafızanızı biraz zorlayın PepesiMax’ın Aysun Kayacı ile gerçekleştirdiği kampanyasını hatırlıyorsunuz. Peki birkaç gün sonra gazetelerde siz de okudunuz mu bilmem ama şu haberi göreseniz ne dersiniz? “Pepsi Max İçtim Aysu Kayacı Öpmedi Davası” [3]. Bu bana basit bir WOMM yani kulaktan kulağa pazarlama gibi geldi. Ya Blair Cadısı filmini hatırlıyor musunuz? Bu film vizyona girmeden önce prodüksiyon firmasının 100 kadar üniversite öğrencisi tutup kampusta kayıp ilanları astırmasına ne diyeceksiniz?[1] Ben yine WOMM derdim.

Kulaktan kulağa bir pazarlama uygulaması başlatacaksınız başlamanız gereken en önemli nokta insanlara hakkında konuşabilecekleri bir konu vermektir. Eğer bir konunuz ya da hikayeniz yoksa insanlar sizin neyinizi konuşacak, öyle ya! Müşterilerinizle kuracağınız yakın ilişkiler ve onların sizin müşteriniz olması ayrıcalığı ve yaratacağı memnuniyet sizin için önemli bir artı puan olabilir. Günümüzün en önemli mesaj yayma aracı olan interneti kullanmayı deneyin mesela bir sanal topluluk oluşturup en … müşterilerinizi bu topluluğa dahil edin. En hangi müşteri? Dediğinizi duyar gibiyim. Burada önemli olan en zengin, en çok ürünlerinizi kullanan veya en eski müşterileriniz değil; en fazla çevreye sahip en sosyal müşterilerinizi bu topluluğa dahil etmenizdir. WOMM’da bu kitle sizin için tanıtım yapacak bir kitle anlamına gelir çünkü.

Biraz evvel gazeteler ve köşe yazarları dedim. Yazımı bitirmeden burada önemli bir noktaya da değinmek istiyorum. Bu kanalda sizin için önemli bir tanıtım fırsatı olabilir ama para ile tutulmuş bir yazarın veya reklam konseptine sıkışmış bir haberin sizi içerisine sokacağı zarar oldukça fazla olabilir. Dolayısıyla siz, siz olun doğallığı hiç elden bırakmayın. Olabileceğinizin en iyisi olun ve gazetelerin bunu içlerinden geldiği şekilde yazmalarına yardımcı olun. Bu, çoğu kez yeterli olacaktır.

Özetle, doğal olun ve en iyi olanı yapmak için çalışın daha sonra insanlara sizin hakkınızda konuşmaları için bir neden verin ve bunun keyfini sürün. WOMM işe yarayacaktır.

Kaynakça:

1. Philip Kotler, A’dan Z’ye Pazarlama Pazarlamayla İlgilenen Herkesin Bilmesi Gereken 80 Kavram ( Mediacat 2006 – İstanbul)
2. Fikrimuhim.com, WOMM Nedir?, http://www.fikrimuhim.com/Customer/WhatIsWomm.aspx
3. Hurriyet, Pepsi Max İçtim Aysu Kayacı Öpmedi Davası, http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/6786773.asp

Konu Uzmanını Yönetmek

Kategori: e-Öğrenme — tolgaozdemir @ 9:00 am

İşimizin belki de en zor ama en zevkli yanı konu uzmanları ile yaptığımız çalışmalardır. Çeşitli sebeplerden ötürü, ben işimin bu kısmını zevkli buluyorum. Yeni insanlarla tanışmak, farklı iş tecrübeleri öğrenmek bana çoğu kez eğlenceli gelmiştir; ancak, bu herkes için böyle olmaya bilir.

Konu uzmanları ile çalışmak ciddi anlamda iletişim becerisi ve liderlik gerektirir. Çoğu zaman, karşınızda yıllarını anlatmakta olduğu işe vermiş bir uzman bulursunuz bulmasına ama almak istediğiniz bilgiyi almak sandığınızdan da zor olabilir. Konu uzmanı, bildiklerini bazen size anlatmak istemez, bazen nasıl anlatacağını bilemez, bazen de bir anlatır ki durduramazsınız. Ben bu yazımda biraz bunlardan bahsedeceğim ve bu süreci nasıl lehimize çevirebileceğimizden kendimce geliştirdiğim yöntemleri örnek göstererek anlatmaya çalışacağım, umarım sıkılmadan okuyacağınız bir makale olur.

İlk paragrafta da dediğim gibi ben konu uzmanları ile çalışmaktan çok memnun oluyorum. Belgesel izler gibi, bir film setindeki aktör gibi hissetmemi sağlıyorlar bana. Kimi zaman kendimi bir mühendis, bazen bir bankacı, bazen bir üniversite hocası olarak kaç meslekte bulabilirim sizce? Tüm bu duyguları bana hissettiren benim hayal gücüm olduğu kadar konu uzmanı dostlarımın işlerine gösterdikleri tutku ve bunu bana bilgi aktarımı sırasında geçirmeleridir.

Bu duyguları hissetmek güzeldir ama bir konu uzmanını tek başına bırakırsanız size ileride sorun çıkaracak bir yaramaz çocuk gibi davranırlar. Her gördüklerini, her duyduklarını isterler. Peki bunlarla nasıl başa çıkacaksınız? Onu da yazının devamında anlatıyor olacağım.

Öncelikle, içerik çalışması sırasında, konu uzmanını gerçekten dinleyin ve bunu ona belli edin. Bunu belli etmeniz onunda hoşuna gidecektir. Ona sorular sorun ve cevabını dikkatle dinleyin. Konu anlatımlarının kontrolü sizde olsun ve aralarda belirli şeyler hakkında fikir sorarak havayı yumuşatmayı deneyin bu içerik alma seansınızı daha faydalı hale getirecektir. Konu uzmanı ile sürekli iletişim halinde olun, birlikte çalışma zamanınız dışında vakit geçirmeye çalışmanızda süreçten daha fazla verim almanıza yardımcı olacaktır.

Örneğin, bir projem sırasında konu uzmanı ile çok yoğun çalışıyorduk ve konu benim daha önce uzak yakın alakam olmayan bir alandaydı. Ne yapacağımı şaşırıyordum seanslar sırasında. Telefon rehberi okumak gibi bir şeydi bu aşama. Konu uzmanı arkadaşım konuyu her detayı ile anlatmak ister ve benim konuşmama müsaade etmeden her şeyi anlatırdı. Bu şekilde çalışma yaparsak fazla verim alamayacağımızı ve içinde bulunduğum durumun zorluğunu anlamıştım. İlk anda konuyu bölmek ve bilgi aktarımını biraz olsun yönetmek adına arkadaşıma işiyle ilgili bir olayın başından geçip geçmediğini sordum. Bir an için durarak düşündü ve anlatmaya başladı. Bir süre sonra ortamın rahatlığından da yararlanarak bu şekilde anlattığı bir dersin beni ne hale getirdiğinden de samimi bir şekilde bahsettim. Bu sayede, süreci biraz daha soru cevap haline çevirdim ve istediğim bilgileri daha düzenli bir şekilde almayı başardım.

Konu uzmanına ortaya çıkacak ürün hakkında bilgi vermeye çalışın ve bunu örneklerle süsleyin. Son ürün hakkında fikri olursa, size daha fazla yardım edeceğini unutmayın. e-öğrenme projelerinde çalışan bir eğitim tasarımcısı olarak “projenin kontrolünü asla kaybetme” ilkesini hiçbir zaman unutmayın. Kendinizi olabildiğince çok liderlik vasıfları ile donatın.

Samimiyet ilkesiyle söze devam etmek istiyorum. Samimiyet, sizin konu uzmanı ile kuracağınız bağın en önemli parçasıdır. Samimi olduğunuzu hissedin ve bunu karşı tarafa daima hissettirin, sizin ne kadar profesyonel olduğunuzu bilsin ama sizinle arasında bir duvar olmadığını da gösterin. Sonuçta işimiz biraz “psikoloji” biraz “polisiye sorgu” kıvamında devam edecektir. Bu oranı iyi dengeleyerek karşımıza koyulan bilgiyi olabildiğince faydalı hale çevirmeye çalışın. Tüm bu paragraf boyunca iyi olun, samimi olun dedim ama bunu asla samimi olmak için yapmayın. Yapay bir samimiyete ne sizin ne de bir konu uzmanının ihtiyacı yoktur.

Konu uzmanı ile çalışmaya başlamadan önce sizin de bir planınız olsun, toplantılarda ne yapacağınızı siz bilmiyorsanız kimse bilemez. Bir liste yapıp bunu takip edin. Mümkünse anlatılanları video veya ses kayıt cihazı ile kaydedin. Not almak veya bilgisayara geçmek bazen işinizi görmeyebilir.

Özetle, konu uzmanları ile çalışmak zevklidir ama onların teknoloji bilmek zorunda olmadıklarını unutmayın. Teknolojiye uzak olabilecek bu insanlarla teknoloji ile bir şeyler gerçekleştirdiğinizi ve bunun zorlularını bilerek, yukarıda anlattıklarıma da uyarak çalışmalarınız yürütün.

 

E-Kitap yaklaşımlı E-Öğrenme Üzerine Bir Deneme

Kategori: e-Öğrenme — tolgaozdemir @ 9:00 am

E-öğrenme dersleri hakkında yapılacak en kesin ve eski yorum bu tür derslerin sadece sayfaların dijital formata aktarılmışı olduğudur. Bir yerde doğru bir tespittir bu. Benim de tecrübe ettiğim birçok içerik bu şekilde hazırlanmıştır ve yine birçoğu böyle hazırlanmaya devam edecek gibi görülüyor. Bu tarz eğitimlerde öğrencilerin fonksiyonunun bu nedenle e-okuma olarak adlandırılması da pek şaşırtıcı olmasa gerek (Maish Nichani, 2002).

Birçok e-öğrenme karşıtının en temel dayanağı sayfalar dolusu bilgiyi tek başlarına ekrandan okumak zorunda olmalarıdır. Bu kimseler pek haksızda sayılmazlar, geleneksel eğitimle rahatlıkla edinecek bilgiyi kitaptan farkı olmayan bir modelle öğrenmek pek de mantıklı gözükmüyor. E-öğrenme, etkileşim olmadan kitaptan kesinlikle farksızdır. Günümüzde üretilmiş e-öğrenme içeriğinin %98 mevcut bir sınıf veya kitap üzerinden üretilmeye çalışılmıştır (Elliott Masie,2001). Peki ya etkileşimden anladığımız nedir? Sadece iki tık, bir click mi? Bence siz de böyle düşünüyorsanız bu makalenin size bir faydası olmaz.

Etkileşim sadece ekranda gördüğünüz düğmeye yapılan bir tık ve bu tıka karşı önceden planlanmış bir cevap değildir. Öğrenme olgusunun içinde insan olduğu sürece e-öğrenme içinde de insan fonksiyonunu göz ardı edemeyiz. Etkileşim diye adlandırdığımız bu kavramda bir yerde insanların etkileşimidir. Ders içerisinde öğrencilere soracağımız sorular ise ikinci planda düşüneceğiniz etkileşim modeli olmalıdır.

Derslerin bir şekilde kitap modeline dayanmasının en önemli nedeni içinde olduğumuz gelişim süreci olabilir. Her yeni icat ve gelişme kendisinden önceki modeli taklit eder, bu gelişmenin masumane kuralıdır. Mesela at arabalarından sonra icat edilen ilk binek otomobili atsız at arabası olarak adlandırılmıştır. Bunun gibi her yeni gelişme bir öncekini silmez aksine onun mirası üzerine inşa edilir. Belki de bu yüzden günümüz e-öğrenme sistemleri de eski modeli yani sınıf ve kitap modelini içinde barındırmaktadır.

Aslında bu modeli kullanmanın altında sadece önceki teknolojiyi taklit etme nedeni yok; ayrıca müşteri ve e-öğrenme firmalarının yaklaşımı da önemli. Hızlı içerik üretme sevdası bazı kavramların ve bir miktar kalitenin para kazanma uğruna feda edilmesi anlamına geliyor ne yazık ki.

Bir çok müşteri içerik üretmekten söz ederken, eğitimin sonucu ile ilgilenip hangi performans değerini arttırmak istediklerini belirlemekten uzak şekilde davranıyorlar (Maish Nichani, 2003). Çoğu kez eğitim amaçlı bir iş yaptıklarını unutup, metin yazmak ve içerik üretmekten bahsediyorlar ve bunu olabildiğince hızlı istiyorlar. Bu yaklaşımla yola çıkıldığında ise bir çok kez yapılan hataya düşülüyor ve “daha çok içerik daha iyidir” deniliyor oysa ki burada “yeterli içerik yeterdir” daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Öğrenme ilkeleri yer almayan bir eğitimden, eğitim niteliği bakımından söz etmek yararsız olacaktır.

E-öğrenme, üzerinde konuşulması ve üretilmeden önce iyice planlanması gereken bir olgudur. Çoğu kez kitabın klonlanması olarak görülen bu yeni öğrenme aracı aslında öğretmenin kopyalanması veya asistan öğretmen yaratma çabası içinde olmak zorundadır. Teknolojiyi kullanırken, önceki tekniklerden faydalanmak olasıdır ancak zaten mevcut ve basit bir teknolojinin, kitabın, daha zor ve ulaşılması güç bir teknolojiyle verilmesi pek de e-öğrenmenin hedefleri arasında yer alıyor gibi gelmiyor. Bu noktada söylenecek en önemli son söz, e-öğrenmenin eski tip öğrenmeden alacağı en önemli kavramın performans arttırıcı bir etkinlik olmasıdır.

Kaynakça

1. Maish Nichani, Empathic Instructional Design, 2002

2. Maish Nichani & Stuart, 10 Damaging E-learning Myths, 2003

3. Elliott Masie, No More Digital Page-Turning, 2001

Bu yazı mmistanbul.com ve BilgeAdam eLearning Dergisinde yayınlanmıştır.

WordPress.com'dan blog alın.