Bir süredir yayın yaptığım bu siteyi artık http://www.tolgaozdemir.net adresinden devam ettireceğim.
Yazılarımı bu siteden takip edebilirsiniz.
Yazılarımı bu siteden takip edebilirsiniz.
Üniversitede ders aldığım hocalarımdan biriyle aramda bir sohbet geçmişti. Kendisi teknolojinin eğitime ve onun ders verirken konuyu bize aktarmakta kullandığı tekniklere nasıl zarar verdiğinden bahsediyordu bana (tabii benim okuduğum bölümün uzaktan eğitim ile olan ilişkisinden habersizce). PowerPoint’ten nefret ettiğini söylüyordu. Ona göre hazırladığı slaytlar öğrencilere sinema izler gibi bir ders geçirmelerini sağlıyor, öğrenciler ders esnasında keyifle ve dikkatle dersi izlese bile sınav zamanı geldiğinde gerçekle yüzleşmek zorunda kalıyorlardı: başarısızlıkla.
Aslında burada zavallı PowerPoint’in suçu neredeyse hiç yok; asıl problem PowerPoint gibi güçlü teknolojileri gerektirdiği gibi kullanamayışımız. Mesela kaçımız basit bir power point ekranında anlatacağımız şeylerin tümünü bir ekrana yazmak yerine küçük bir özetini oraya yazmamız gerektiğinden; hatta yazacaklarımızın da 15 kelimeyi geçmeyecek şekilde ayarlamamız gerektiğinden haberdar? Bu program, bizim sunum metnimizi tamamen sunacağımız bir araç değil, bizim fikirlerimiz ve sunumumuzu aktaracağımız bir yardımcı olmalıdır.
Hocam, PowerPoint kullanırdı. Evet, ama yukarıda bahsettiğim kavramlardan habersizdi şüphesiz. Bazı durumlarda hesap ve grafik çizmeyi gerektiren “ekonomi” gibi bir dersti üstelik verdiği ders. Arz-Talep denklemlerini fotoğraf şeklinde sunar bunların adım adım çizilmelerini bilgisayar yardımıyla yapılamayacağını söylerdi. Ben de gülerdim. Gülerdim çünkü, PowerPoint’in animasyon özelliğinden ve bu sayede bize tahtada beyaz tebeşirle beceremeyeceği kadar kesinlikle bu kavramları aktarabileceğini düşünürdüm.
Buraya kadar anlatmak istediğim, sadece teknolojiyi gerektiği gibi kullanamadığımızda suçu yine teknolojinin üzerine atmamızın anlamsızlığıdır. Sakın başka bir şey anlamayın. Aynı durum değişik şekillerde e-learning projeleri sırasında da kulağımıza geliyor. Tam da yeri gelmişken sizlere çok enteresan geleceğini düşündüğüm bir örneği daha anlatmak istiyorum. Bir büyük bankamız, e-learning kavramının yeni yeni ortaya çıktığı dönemlerde, bu işin faydalı olduğunu öğrenmiş ve uygulamaya geçirmek için bir takım çalışmalar yapmış. Nihayetinde bir firma ile anlaşmışlar ve ilk uzaktan eğitim derslerini personelin kullanımına açmışlar. Fakat bunu yaparken, ne kurum olarak ne de tek tek personelini bu yeni teknoloji, yani uzaktan eğitim konusunda bilinçlendirmemişler.
Sonuç ne mi olmuş? İş yükü çok olan personel, öğlen arasında dersi açarak yemek molasına gitmiş. Öğleden sonra ofise döndüğünde eğitimi tamamla düğmesine tıklayarak tekrar kendi işine dönmüş. Kuvvetle muhtemel ki burada yöneticilere, personelin bu eğitim için özel olarak ayrılmış bir zamana ihtiyaç duyacağı anlatılmamış. Yani eğitim alınmış ancak öğrenme olmamış, çünkü teknolojiyi nasıl kullanacakları ve bunun faydaları kimseye anlatılmamış. Kimse de bunu merak edip araştırmamış.
Hazırladığımız uzaktan eğitim projelerinde, başımıza buna benzer bir olayın hiç gelmemesi dileğiyle, iyi çalışmalar.

Biraz, e-öğrenme kavramı hakkında bilgi edinmek isterseniz bir bakmakta fayda var.
Link: Eğitimi başlat
İçerik tasarımını nasıl yapacağınızı
SCORM içerik tasarımı konusunda bir bilgi içermez. Bulabileceğiniz çoğu SCORM örneği programlama şeklinde üretilmiş kısıtlı içeriklerdir. Bunun nedeni SCORM ile bu pedagoji içeren bir ders üretilememesi değil sadece hayal gücü eksikliğidir.
Arayüzü nasıl hazırlayacağımızı
SCORM, SCO ’lar arasında belirli gezinti ve ilişki modellerini tanımlamak dışında. Arayüzle ilgili bir tanımlama yapmaz.
Gözlem verileri ile neler yapacağımızı
SCORM, SCO çalışırken kullanılan datalar ile neler yapılacağı konusunda bir bilgi ve tanım içermez.
SCO ve diğer içerik nesneleri hakkında detayları
SCORM, SCO ve diğer içerikler hakkında detaylı bir bilgi içermez.
İlişkili yazı: Scorm Neleri Tanımlar

Eğitim tasarımı yaparken bazen düşüncelerimizi aktarmakta zorlanabiliyoruz. E-öğrenme senaryolarını, detaylı ve iyi hazırlamak çok önemlidir. Bu iş için kimi e-öğrenme uzmanı PowerPoint kullanırken, kimi Word veya başka bir programı kullanmayı tercih ediyor.
StoryboarderPro, Word kullanarak senaryo yazmaya çalışan grup için oldukça ilginç bir yazılıma benziyor. Bir incelemenizi tavsiye ederim.
Geçenlerde işbirlikçi öğrenme(doğru terminoloji ile işbirlikli öğrenme) hakkında daha detaylı yazacağımdan bahsetmiştim. Sonunda bir fırsatını buldum. Bu yazımda işbirlikli öğrenme’nin tekrar bir tanımını yapmak ve uygulanabilecek stratejiler üzerinde durmak istiyorum.
İşbirlikli öğrenme‘nin öğrencilerin ve öğretmenlerin bir konu hakkında kafa yorarak sonuçlar çıkarmaları veya birbirlerine yardım ederek öğrenmeleri anlamına geldiğinden geçen notumda bahsetmiştim. İşbirlikçi öğrenme modelinde öğrencilerin kendi başarıları kadar, gruplarında yer alan arkadaşlarının başarısı da önemlidir. Kişisel çalışmalardan ziyade grup çalışması ön plana çıkartılır. İşbirlikli öğrenme, öğretmen merkezli değil, öğrenci merkezlidir [1]. Öğretmen bu modelde daha çok bir koç gibi öğrencilerin aktivitelerden en iyi verimi almasını sağlar. Grup içinde çalışmanın ayrıca öğrencilerin motivasyonuna da olumlu etkisi vardır [1].
İşbirlikli öğrenme, öğrencilerin birbirleriyle rekabet etmeleri yerine birlikte çalışmaları temeline dayandığı için klasik öğrenme modellerinden ayrılır [2]. Bu yaklaşımda artık öğrenciler bir takımdır ve birbirlerinin başarılarından da sorumludurlar. Bu nedenle, bize klasik yöntemle yapılan eğitimden daha faydalı sonuçlar vermektedir.
İşbirlikli öğrenme sınıf içi sistem içerisinde uygulanacağı gibi online eğitimlerde de kullanılabilir. Teknolojinin olanaklarından faydalanarak kimi durumlarda daha avantajlı öğrenme ortamları yaratabiliriz. Online işbirlikli eğitimlerde bir sınıf kısıtlı sayıda öğrenciden oluşmalıdır. Her ne kadar yüz yüze eğitimdeki öğrenci sayısının 10-15 katı kadar öğrenciye ulaşabilsek bile, iyi performans alabilmek için öğrenci sayısında bir sınırlamaya gitmek gerekmektedir[1]. Bu durum özellikle ders yazılımı şeklinde yapılan online eğitimler düşünüldüğünde daha pahalı bir uzaktan eğitim modelini ortaya koymaktadır.
İşbirlikçi öğrenmenin en önemli noktalarından biri etkin grup yapısını sağlamaktır. Online işbirlikli öğrenme için konuşursak, uygun yazılımı sağlamak tek başına derse etkili bir işbirliği modeli getirmeden işe yaramayacaktır. Öğrenme sosyal bir olaydır ve etkili grup aktiviteleri ile desteklenerek etkileşim sağlanıp başarılı bir eğitim tecrübesi yaratılabilir.
Bu model kullanılırken uygulanabilecek bazı yöntemlerden söz etmek gerekirse:
gibi aktiviteler etkili olabilir. Burada amaç ortak bir grup amacı belirlemeyi sağlayacak uygun aktiviteyi bulmaktır. Grup hedefi ve ödül, bu model için bir motivasyon kaynağı olabilir.
İyi bir grup aktivitesi ve işbirliği yaratmak için ayrıca bir takım noktalara da dikkat etmek zorundayız. Böyle bir çalışmaya başlamadan önce öğrencilere çalışma gruplarının faydasını anlatmak onlarında katılımını sağlayabilir. Çalışma gruplarının işleyişi hakkında bilgi vermek öğrencilerin ders içerisinde güvenlerini sağlayacaktır. Bunun yanında işbirliğine katılımı cazip hale getirmek de önemlidir. Ekstra puanlar veya benzeri ödüllerle öğrencileri katılım yapmaya teşvik etmeliyiz. Etkili bir işbirlikli öğrenme ortamı için grup hedefleri ve ödüller belirlenmelidir [3]. Yukarıda da belirttiğim gibi bu aktiviteleri çok geniş gruplara yapmak faydayı azaltabilir, bu sebeple katılım gruplarını çok kalabalık tutmamak en akıllıcası olacaktır. Son olarak, grupların etkili çalışmaları için grup toplantıları düzenlemeyi teşvik edin.
İşbirliği her zaman düzenli şekilde sağlanacak bir şey değildir. Bu süreç içerisinde bir takım zorluklarda çıkabilir. Mesela, öğrenciler başarısız öğrencileri gruplarında taşımak istemezler. “Bu ders için ben çalışacağım, benden az bilenler benim sırtımdan not kazanıp geçecek. Bunu istemiyorum.” diyebilirler. Bunu önleyip motivasyonu düşen bu öğrencileri derse çekmelisiniz. Bir diğer grup ise ” arkadaşlarımdan öğreneceksem neden okula geleyim” diyebilir. Her iki durumda da öğrenciler grup çalışmasının faydası konusunda bilgilendirilmeye ihtiyaç duyarlar. İşbirliği grup çalışması gerektirir, kimi öğrenciler grup içerisinde kendisini pek gösteremez. Bir koç olarak bu öğrencileri bulmak ve onları cesaretlendirerek paylaşım yapmaya teşvik etmek de öğretmenin önemli görevlerinden biridir. Son olarak da grup çalışmasına katılan öğrencilerde belirecek “tüm konuları bilmeme gerek yok, grubumda bir kişi bilse yeterlidir.” tezini yok edip öğrencileri tüm konulara katılmaya ve yorum yapmalarını sağlamalıyız. Uygun tetikleyici sorular ve alıştırmalar burada çok işe yarayabilir. Ek ödevler ve ekstra ders materyalleri sayesinde öğrencileri diğer konular için de aktif tutabiliriz.
Kaynakça:
[1]. Hiltz S Roxanne, Collaborative Learning in Asynchronous Learning Networks: Building Learning Communities, November 1998
[2]. Educational Broadcasting. (2007). How do cooperative and collaborative learning differ from the traditional approach? 7, 3, 2007 http://www.thirteen.org/edonline/concept2class/coopcollab/index_sub1.html
[3]. Slavin, R. E. (1989). Research on cooperative learning: An international perspective. Scandinavian Journal of Educational Research
Adobe Flash ile çalışırken dynamic text kullananlar bilir. Türkçe karakterleri embed etmek oldukça sıkıcı bir hal alabiliyor. Bunun için bir JSFL komutu hazırladım, işinize yarayacağını düşünüyorum.
Tutorom, henüz beta aşamasında olan ilginç bir WEB 2.0 projesi. Öğrenci ve öğretmenleri bir araya getiren bir e-community sitesi. Bizlere çok güzel bir açık e-öğrenme platformu sunuyor.
İsteyen herkes tutorom.com üzerinden ders açabiliyor. Eklediği dersler, siteye üye diğer kullanıcılar tarafından takip edilebiliyor. Derslerin bir oylama sistemi ile puanlanması daha kaliteli olan içeriğe ulaşmada kolaylık sağlıyor. Ders ekleyen kullanıcıların, yayınladıkları derslerden para kazanmaları da mümkün.
tutorom.com, değişik formatta içeriği de yayınlayabileceğiniz bir platform. Dersleri ister text, ister video veya başka formatlarda yayınlayabiliyorsunuz.
adress: http://www.tutorom.com
Bu akşam bir şeyler yazmak istemiyordum ama bir arkadaşımın collaborative learning (ben ‘işbirlikçi öğrenme’ olarak çevireceğim) hakkında bana söylediklerinden sonra dünlüğe başlangıç olarak bu kavramı tanıtmaya çalışan bir not göndermek istedim. Konu ile ilgili yapacağım daha detaylı araştırmadan önce işbirlikçi öğrenmenin ne olduğunu anlatan bir yazı yazmak istedim.
İşbirlikçi öğrenme, öğrencilerin ve öğretmenlerin bir konu hakkında kafa yorarak sonuçlar çıkarmaları veya daha özet bir ifade ile birbirlerine yardım ederek öğrenmeleri anlamına gelir. İşbirlikçi öğrenme modelinde öğrencilerin kendi başarıları kadar, gruplarında yer alan arkadaşlarının başarısı da önemlidir. Oluşturulacak eğitim stratejisi bunu garanti etmek üzerine kurulur. Böylece, bir öğrencinin başarısı diğer öğrencinin başarılı olmasına yardımcı olur [1].
Yapılan araştırmalara göre öğrencilerin grup içinde gelişmeleri, kişisel olarak sağlayacakları gelişimlerinden çok daha fazladır [2]. Bu fikrin yani işbirlikçi öğrenmenin savunucuları, bilginin öğrenci zekasının aktif bir ürünü olarak bu şekilde oluşturulmasıyla öğrenmenin daha verimli ve kalıcı olduğunu öne sürmektedirler. Hedeflenen entelektüel gelişme sağlandığı taktirde işbirlikçi öğrenme modeli, gruplar ya da takımlar hallinde çalışılan şirketlerde bu çeşit bir öğrenme ortamı oldukça verimli sonuçlar doğurabilir.
Kendi kişisel tecrubelerimden yola çıkarak söyleyebilirim ki bu modelde öğrenmek, entellektüel tarışma kalitesi yakalandığında oldukça zevkli ve etkili bir öğrenme ortamı sunmaktadır. Üniversitedeyken sınıf içi derslerimizin yanında yaptığımız online forum tartışmaları, haftalık başlıkların öğrenciler tarafından serbestçe tartışılması, çok etkili olmaktaydı. Burada, öğretmenin kendi rolünü iyi algılayıp tartışmanın şeklini verecek tetikleyici adımları atması çok önemliydi. Neyse lafı fazla uzatmıyorum ki daha detaylı bir yazıya yazacak birşeyler kalsın. Özetle, işbirliği yaparak – hele teknoloji yardımıyla – oldukça güzel öğrenirsiniz, öğretirsiniz.
Biz öyle yaptık. Hoş da oldu. Hem, bu ders de tam bir e-öğrenme tecrubesiydi ama hiç ‘animasyonu’ yoktu.
Kaynakça:
1. Gokhale, Anuradha A. (1995). Journal of Technology Education: Collaborative Learning Enhances Critical Thinking: Vol. 7 No.1, Fall 1995
2. Vygotsky, L. (1978). Mind in society: The development of higher psychological processes. Cambridge: Harvard University Press.
SCORM, Shareable Content Object Referans Model (Paylaşılabilir İçerik Nesne Referans Modeli) sözünün kısaltmasıyla oluşur ve içeriklerin çalışması için bir iskelet oluşturur.
Bir SCORM nesnesi şu tanımlara sahip olmalıdır:
Kalıcılık (Durability): İçerik, maliyetini karşılayabilmesi için tutarlı olduğu sürece kalıcı olmalıdır.
Taşınabilirlik (Protability): İçerik bir sistemden başka bir SCORM destekli sisteme taşına bilmelidir.
Tekrar Kullanılabilirlik (Reusablity): İçerik tekrar tekrar kullanılabilir olmalıdır. Modüller farklı şekillerde düzenlenebilir olmalıdır.
Çok yüzlülük (Interoperablity): İçerik bir sistemden başka bir sisteme taşındığında da çalışıyor olmalı.
Erişilebilirlik (Accessiblity): İçerik, içerik kütüphanesinden erişilebilir olmalıdır. Bu da belirli metadataların içerik paketine eklenme zorunluluğunu getirir.